04 Kasım 2009

DOMUZ GRİBİ AŞISI HAYATİ RİSKİ YOK

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Büke, yaptığı yazılı açıklamada, tartışmalarda ön plana çıkan aşının içinde bulunan "adjuvan ve tiomersal (civa)" maddelerine açıklık getirdi.Prof. Dr. Çağrı Büke, domuz gribi aşısının hayati risk taşımadığını vurguladı.
Başka aşılarda bulunabildiği gibi domuz gribi aşılarında, Avrupa'da onay alan dört aşıdan üçüne, "adjuvan" denilen etkinlik artırıcı madde eklendiğini ifade eden Prof. Dr. Büke, "Bu sayede az miktar antijenle yeterli ve uzun süreli etkinlik, yani antikor oluşumu elde edilebilmektedir. Bu tür adjuvanları içeren grip aşılarından 40 milyon dozun uygulandığı 20 bin kişi aşı sonrasında izlenmiş, ciddi ve olumsuz bir durum saptanmamıştır." dedi.
Adjuvan içeren aşıların uygulandığı kişilerde ilk üç günde, aşının yapıldığı yerde ağrı, yanma, kızarıklık, lokal ateş yüksekliği, karın ağrısı, kas ağrısı gibi sistemik belirtilerin ortaya çıkabileceğini vurgulayan Büke, "Bu yakınmalar, birkaç günde düzelmektedir. Yine alüminyum fosfat içeren adjuvanlı aşılar, 50-60 yıldır mevsimsel grip aşılarında kullanılmaktadır." açıklamasını yaptı.
Domuz gribi aşılarında bulunan diğer bir maddenin de çeşitli mikroorganizmaların üremesini engelleyen ve steril kalmasını sağlayan "tiomersal" olduğunu aktaran Büke, "Bu madde, halk arasında civa olarak bilinmektedir. Aşının içinde bulunan, etil formudur. Zararlı etki ise daha çok metil formuyla oluşmaktadır. Bu da başta kabuklu deniz ürünleri olmak üzere bazı besinlerle alınabilmektedir. Her bir doz aşının içinde bulunan miktar, haftalık tolere edilebilir miktarların 2 ile 20 kat altındadır." ifadesini kullandı.
Domuz gribi aşısının, hem Dünya Sağlık Örgütü hem de Avrupa Birliği ve ABD sağlık otoritereleri tarafından risk grubundakilere önerildiğini hatırlatan Çağrı Büke, şunları kaydetti: "İnaktive aşıyla aşılanması önerilen gruplar, sırasıyla sağlık personeli, gebeler, altı aydan itibaren altta herhangi bir kronik akciğer, kronik kalp, şeker, diğer kronik karaciğer ve böbrek, bağışıklık sistemi baskılayıcı hastalıklar ya da bağışıklık sistemini baskılayan tedavi (kanser ilaçları, kortikosteroid, radyoterapi) alan olgularla altta yatan herhangi bir hastalığı olmayan 15 yaşa kadar çocuklar ve yine sağlıklı 15 yaş ve üzerindeki olgulardır. Bunlardan 9 yaşa kadar kişiler ve bağışık yetmezliği olanlarda aşının, bir ay arayla iki doz yapılması gerekmektedir."

www.haber7.com


DOMUZ GRİBİNE KARŞI EKİNEZYA VE LİMON
Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Tıbbi Aromatik Bitkiler Bölümü Başkanı Ahmet Tınmaz, yaptığı açıklamada, 2004 yılında üretmeye başladıkları ekinezyanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyledi.
Ana vatanı Amerika kıtası olan bitkinin Kızılderililer tarafından birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını ifade eden Tınmaz, şöyle konuştu:
''Ekinezya, Marmara Bölgesi'ne uyumlu bir bitki. Diğer bölgelerdeki adaptasyon çalışmalarına devam ediyoruz. Bitkinin seleksiyon çalışmalarını yaparak tohum üretimini sürdürüyoruz ve talep eden üreticilerimize tohum temin ediyoruz. Yalova'daki bahçelerimizde ekinezyanın gelecek yıldan itibaren 50 kilogram kadar tohumunu üreteceğiz. Bitkinin 1 gramında 300 tohum bulunuyor.''
Ekinezyanın bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlarda da kullanıldığı belirten Tınmaz, bitkinin tüm dünyada etkisini gösteren domuz gribine karşı vücut direncini artırdığını söyledi.
-KAYSERİ-
Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği ve Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Öztürk, gripten, özellikle de son günlerde hızla yayılan domuz gribinden korunmada en iyi ve ucuz yöntemin limon tüketmek olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Öztürk, şunları kaydetti:
''İçinde bol miktarda C vitamini ve antioksidan bulunan limon, domuz gribi gibi viral enfeksiyonlara karşı koruyucu özelliği ispatlanan en önemli meyvedir. Bu nedenle vatandaşlarımıza ülkemizde de bolca üretilen ve ucuz bir korunma yöntemi olan limon ve taze sıkılmış limondan yapılan limonata tüketmelerini öneriyoruz. Limon hem gripten korunmada hem de grip sırasında vücudun direncini artırmada bulunmaz bir ilaçtır. Halkımız domuz gribi aşısı yaptırsın ama limonata da içsin.''
Öztürk, limonun, Rusya, Kazakistan gibi soğuk ülkelerde viral enfeksiyonlardan korunulması amacıyla bolca tüketildiğini bildirdi.
-KÜTAHYA-
Kütahya'da, domuz gribine önlem olarak yurt dışından sipariş edilen aşıların yapılmasına Vali Şükrü Kocatepe ve sağlık çalışanlarından başlandı.
Sağlık Bakanlığınca temin edilerek Kütahya'ya gönderilen Pandemik A (H1N1) aşıları, İl Sağlık Müdürlüğünde ilk kez Vali Kocatepe ve İl Sağlık Müdürü Enver Yıldırım'a yapıldı.
İl Sağlık Müdürlüğünce yapılan planlamaya göre, aşının dağıtım ve uygulaması ildeki sağlık kuruluşlarında yapılacak.
-TOKAT-
Tokat Valisi Şerif Yılmaz, makamında gazetecilere yaptığı açıklamada, grip aşılarına dün başladıklarını söyledi.
Tokat'ta domuz gribiyle ilgili herhangi sıkıntı olmadığını belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
''Dün Bakanlıktan emir geldi. Sağlık personeline ve Hacca gideceklere aşı uygulanmaya başlandı. Domuz gribiyle ilgili herhangi sıkıntı mevcut değil. Hastanelerde grip tedavisi gören insanlarımız var. Bunlardan domuz gribi olduğuna dair tahlil ve emareler yok.''
www.haber7.com

10 Ekim 2009

Çocuğunuz kaybolursa ne yapacaksınız?
YAKAD Başkanı Zafer Özbilici, bir çocuğun kaybolması halinde ilk yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
Çocuğunuzun arkadaşlarının ailelerini kontrol edin ve onlara çocuğunuzu aradığınızı söyleyin. Okulunu, kreşini veya yuvasını bilgilendirin, arkadaşlarını ve komşularınızı kontrol edin.
Etkili sonuç alamazsanız polisi arayın, rapor tutmasında ısrar edin ve dosya numarasını alın (Bu dosya numarası, ileride çok önemli olacaktır).
Arkadaşlarının ailelerinin listesini tekrar kontrol edin. En son kim, nerede çocuğunuzu görmüş, bunları öğrenmeye çalışın (Çocuğunuz en son görüldüğü yerden araştırmaya başlanabilir).
Çocuğunuzun en son ne giydiğini bilin.
arayıp, olayla ilgili gelişmeleri adım adım öğrenin. Bölgesel hizmet gruplarına başvurun. Evinizdeki telefona gelebilecek aramalar için sürekli birisini bulundurun, dışarıda olduğunuz sırada telefon görüşmeleriniz için başka bir telefon kullanın.
Yardım istemek için utanmayın ve tereddüt etmeyin, yakınınızı bulmak için her dakika önemli olabilir.
Yazar: Hanimlar.com

02 Ekim 2009

OKUL MALZEMELERİNDE ÇOCUKLARI BEKLEYEN TEHLİKELER-
Çin malları başta olmak üzere, okul malzemeleri imalatında yoğunlukla yararlanılan plastik ürünlerde, atık plastikler kullanılabildiğini ifade eden Dinç, şunları kaydetti:
''Plastiklerin yumuşatılması için kullanılan fitalat; kanser, böbrek ve karaciğer bozukluğu, cinsel gelişim problemleri, hormon yapısı, büyüme ve metabolizma bozukluklukları yapabilmektedir.
Kırtasiye ürünlerin kaplamasında sağlamlık ve parlaklık için kullanılan ağır metaller, deriden ya da ağız yoluyla insan vücuduna geçer. Kanserojen, zehirli ve alerjiktir. Böbrek, karaciğer ve eklemlerde birikir ve çocuklarda sinir ve bağışıklık sistemini tahrip eder.
Boya kalemlerinde kullanılan ''azo boyar'' maddeler kanserojendir.
Ciltte alerjik rahatsızlık yapar. Çantalarda kullanılan buruşmazlık, su geçirmezlik özelliği sağlayan ve yine ağaç kırtasiye ürünlerinde kullanılan su itici özelliği sağlayan formaldehit, deride alerjik reaksiyon, göz ve solunum yollarında tahrişe neden olur.
Metallerin sertliğini artırmak ve paslanmayı engellemek için kalem, kalemtıraş, pergel gibi ürünlerde kullanılan nikel, yüksek derecede alerjik bir maddedir.
Plastik matara, beslenme kabı, diğer plastik ürünler, ağaç kırtasiye ürünlerinde antibakteriyel özelliği sağlayan, mantar önleyici özelliği olan, spor giysilerde terleme önleme özelliği için kullanılan kalay, beyin ve sinir sistemini etkileyebilir.
Bağışıklık sistemine zarar verebilir, kısırlığa yol açabilir.''
-GÜVENLİ OLMAYAN MARKAYI ALMAYIN-
Dinç, bu nedenle güvenilir olmayan markaların ürünlerinin çocuklar için kesinlikle satın alınmamasını, bu konuda son derece duyarlı olunmasını, kaliteli ürünün pahalı olmasına karşın uzun yıllar kullanılabileceğinin akıllardan çıkarılmamasını istedi.Plastiklerde kullanılan katkı maddelerinin zararlarının net bir şekilde ortada olduğunu anlatan Dinç, ''Türkiye'de kısırlık oranı geçmiş yıllara göre arttı. Uzmanlar, bu durumun baş aktörünün plastik katkı maddeleri ve diğer kanserojen maddelerin hayatımıza girmesi olduğunu belirtiyor. Plastiği hayatımızdan tümüyle çıkarmamız belki olanaksız ancak en azından anaokulu ve ilköğretim çağında bulunan, bu tür zararlı maddelerden yoğun şekilde etkilenen çocuklarımızı, plastiğe bağlı kanserojen madde etkisinden kurtarmalıyız'' diye konuştu.
OYUN HAMURUNA DİKKAT, KOKULU SİLGİ VE KALEMİ LİSTEDEN ÇIKARTIN
Mustafa Dinç, oyun hamurlarındaki tehlikeye de dikkati çekerek, sadece güvenilir markaların tercih edilmesinin önemini yineledi ve AB ülkelerinde üretilmiş ürünlerin alınabileceğini belirtti.Kokulu silgide, bu kokunun elde edilebilmesi için üretimde solvent bazlı bağımlılık yapıcı maddelerden yararlanıldığını bildiren Dinç, ''Kokulu kalem ve silgiden de özenle kaçınılması gerektiğini'' sözlerine ekledi. (a.a.)
Zaman




İYİ DUYMAYAN VE İYİ GÖRMEYEN ÇOCUKLAR OKULA GİTMEK İSTEMİYOR

İyi duymayan ve görmeyen öğrencinin, okulda derslerinde başarılı olamayacağı ve arkadaş çevresiyle uyumda zorlanabileceği belirtildi.

Uzmanlar, sağlıklı bir eğitim için özellikle okula yeni başlayan öğrencilerin, duyma ve görme sorunu yaşayıp yaşamadığının taramalarla belirlenip
Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Cevdet İzmirli, çocuklardaki işitme kaybının eğitim ve öğretimde çok önemli sıkıntılar meydana getirebileceği uyarısında bulundu. İyi duymayan çocuğun dersleri anlayamayacağını, arkadaş çevresiyle uyumlu olamayacağını ve kendini ifade edemeyeceğini ifade eden Dr. İzmirli, şu uyarılarda bulundu:

"Öğretmen, okulda çocuğun duyup duymadığını kolaylıkla anlayabilir. Çocuk dersleri iyi dinlemiyor, başka şeylerle ilgileniyorsa, bu, iyi duymadığının bir işareti olabilir. Ayrıca, sorulan sorulara yüksek sesle cevap vermesi de duyma sorunu yaşadığını gösterir. Veliler de küçük bir dikkatle çocuğunun işitme kaybını yaşadığını fark edebilir. Çocuk televizyonun sesini çok açıyor, yüksek sesle müzik dinliyorsa, bunun yanında normal sesle çağrıldığı zaman dönüp bakmıyorsa işitme sorunu yaşadığı rahatlıkla anlaşılabilir.

Bu sebeple, okullarda duyma ve görme taraması yapılmalı, sorun yaşayan öğrencilerin tedavilerinin yapılması gerekiyor.

"Duyma kaybının en önemli sebeplerinin başında tedavi edilmeyen üst solunum enfeksiyonları ve kabakulak geldiğini vurgulayan Opr. Dr. Cevdet İzmirli, şu bilgileri verdi: "Bu enfeksiyonlar orta kulakta iltihaba sebep olur. Orta kulakta oluşan bu sıvı birikintisi tedavi edilmezse kulak zarını zedeler. Bu da ciddi duyma kaybına sebep olur. Kabakulak enfeksiyonu da 24 saat içinde teşhis ve tedaviye başlanmadığı taktirde kalıcı duyma kaybına sebep olabilir. Bu bakımdan kabakulak şüphesinde çocuk derhal uzman doktora götürülmelidir. Ayrıca, enfeksiyon tamamen geçene kadar okula gönderilmemelidir."

"İYİ GÖRMEYEN ÇOCUK OKULA GİTMEK İSTEMEZ"
Göz Hastalıkları Uzmanı Hakan Yüzer de görme kaybı yaşayan çocuğun okulda bir çok sıkıntı yaşayacağını söyledi. Görmeyen öğrencinin okula gitmek istemeyeceğini dile getiren Yüzer, "Görmeyen çocuk öğrenemez. Arkadaş çevresiyle iyi ilişki kuramaz.

Eğer çocuk sınıfta gözlerini kısarak tahtaya bakıyor, yazılara uzun uzun bakıp anlamaya çalışıyor, yerinden kalkıp tahtaya yaklaşıyor, yazarken ve okurken başını kitap ve deftere iyice eğiliyorsa görme sorunu yaşadığını gösterir." uyarısında bulundu.
(CİHAN)
Zaman

26 Eylül 2009





BU VİTAMİNLERİ KULLANANLAR GRİPTEN KORUNUYOR

Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dursun Bostancı, A, C, E, selenyum ve çinko vitamini içeren gıdalar düzenli olarak tüketildiği taktirde gribe yakalanmanın çok zor olduğunu söyledi.
Bostancı, yaptığı açıklamada, mevsim geçişlerinde yaşanan hava değişiminin gribal enfeksiyonlara sebep olduğunu kaydetti. Isı değişikliklerinden etkilenmemek ve gribal enfeksiyona şakalanmamak için düzenli beslenmenin çok önemli olduğunu kaydeden Bostancı, "A, C, E, selenyum ve çinko gibi beş vitamini içeren gıdalar tüketilmesi gribal enfeksiyondan ciddi şekilde korur." dedi.
Balık, kırmızı et, süt, yoğurt, havuç, roka, dereotu, maydanoz, tere, brokoli, ıspanak, havuç gibi gıdalarda bol bol A vitamini olduğunu ifade eden Bostancı şu bilgileri verdi: "Özellikle A vitamini içeren bu gıdalar bol bol tüketilmelidir.
Bunun yanında C vitamini içeren sevri biber, turunçgiller soğan, kereviz, kivi gibi C vitamini içeren gıdalar da vücut direncini artırarak hastalıktan korur.Bitkisel yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, yumurta gibi gıdalar da da E vitamini bolca bulunur.
E vitamini de bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Turp, mantar, sarımsak, balık çeşitleri gibi deniz ürünlerinde de selenyum bulunur ve hastalıklara karşı vücudun savunmasını artırır.
Yine et, peynir, yumurta, kuru baklagiller kepekli tahıl ürünleri de çinko bakımından zengindir. Dengeli beslenme için bu beş vitamini içeren gıdaların düzenli olarak tüketilmesi çok önemlidir.
"Mevsime göre giyinmenin vücut ısısını dengelemek bakımından önemli olduğunun altını çizen Bostancı, terletmeyen, pamuklu giysilerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. (CİHAN)

NAR VE FAYDALARI
Kabuğu bile her derde deva
Vitamin, mineral ve antioksidan deposu meyve, adeta her derde deva. Kabuğundan bile neler yapılmıyor ki..
Kalp sağlığını koruyor ve kanser hücrelerinin gelişmesini engelliyor. Nar adeta antibiyotik görevi görüyor.
Narın adeta bir ‘ilaç’ olduğunu söyleyen uzmanlar, bu ‘doğal antibiyotik’in sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini vurguluyorlar.
Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır, enerji verir, yorgunluğu giderir
Kış aylarında tüketin
Narın yararlarıyla ilgili pek çok bilimsel çalışmanın olduğunu söyleyen bilim adamları, özellikle de enfeksiyon hastalıkları açısından risk altında olduğumuz bu kış aylarında bol bol nar tüketmeyi öneriyorlar.
Harareti keser. Enerji verir ve yorgunluğu giderir.
Vücudu, kalbi, mideyi ve diş etlerini kuvvetlendirir.
Çarpıntıyı giderir.
Mide iltihabı ve ağız yarası için faydalıdır.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Kanser hücrelerinin gelişmesine engel olarak, başta cilt ve prostat kanseri olmak üzere, kansere karşı vücudu korur.
Kandaki kolesterol oranını ve tansiyonu düşürür.
Damar serliğini önler ve damarları açar.
Bu özellikleriyle kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur. Kandaki şeker seviyesini de dengeleyerek şeker hastalarına iyi gelir.
Cilt sağlığı için de faydalıdır.
Nar suyu sesi açar.
Mükemmel bir antitoksidan kaynağı olan narın faydalarını Dr.Mehmet Öz belirtiyor:
-Kalp krizi riski yüzde 17,
-Kansere yakalanma riski yüzde 22,
-Cinsel problem yaşama riski ise yüzde 16 oranında azalıyor.
-İshali kesiyor
-Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
-Kolesterolü, şekeri dengeliyor
-Başta prostat ile cilt kanserini, enfeksiyon ile alerjileri önlüyor
-Yaraları iyileştiriyor
-Bol bol nar suyu içenin kalbi sağlam olur, kanserden ve cinsel sorunlardan korunur.
Moral Haber
Yazar: www.hanimlar.com

06 Eylül 2009


RAMAZAN PİDESİ
Malzemeler :
5 su b. un
1 çorba k. toz şeker
1 tatlı k. tuz
1 çorba k. tereyağı
1,5 çorba k. kuru maya
1 su b. süt
alabildiği kadar su
kepek
Üzeri için:1 yumurta susam
Hazırlanışı :
Karıştırma kabına 5 su bardağı unu alın.Unun ortasına kuru maya,toz şeker,tereyağı,1 su bardağ süt ilave edin.İlk olarak mayayı eritin.Daha sonra unu yoğurarak bir hamur elde edin.Hamurun mayalanması için bekletin.Tezgaha kepeği serpin.
Hamuru kepeğin üzerine alın.Pidenin altı kepek ile kaplandıktan sonra fırın tepsisine yerleştirin.Pidenin üzerine yumurta sürün.Üzerine susam serpin.Pidenin üstünü tırnak şekli verin.Pideyi önceden ısıtılmış olan 180 derecelik fırında pişirin.
afiyet olsun


03 Eylül 2009



Yumuşacık Eller İçin
1 kahve fincanı susam yağı ılık hale getirilir. Yarım limon suyu, 1 çorba kaşığı gliserin, 1 adet ampul E vitamini ve 1 çorba kaşığı bebek pudrası ile karıştırılır. Bu karışımı her gün sabah-akşam ellerinize sürerseniz, kısa zamanda yumuşacık ellere sahip olursunuz.